Mizojininin otopsisi
- Deniz Dinçer

- 2 gün önce
- 2 dakikada okunur
Sacha Baron Cohen’in Ladies First filmi, ilk bakışta erkeklerin dünyasını ters yüz eden bir komedi gibi görünüyor. Fakat filmin asıl başarısı, erkeklerden intikam alan bir kadın fantezisi kurmakta değil; günlük hayatın içine o kadar işlemiş eşitsizlikleri görünür kılmakta yatıyor.
Bugün kadınların yaşadığı pek çok deneyim, onları yaşamayanlar için görünmezdir. Toplantıda sözünün kesilmesi, aynı işi yapmasına rağmen daha az ciddiye alınması, güvenlik kaygısıyla eve dönüş saatini hesaplamak zorunda kalması, başarısının yeteneğinden çok görünüşü üzerinden değerlendirilmesi... Bunlar çoğu zaman büyük manşetlere çıkmaz. Çünkü sistemik eşitsizliklerin en güçlü tarafı sıradan görünmeleridir. Ladies First tam da bu sıradanlığı hedef alıyor.

Kadınlar Önce mi, Erkekler Sonra mı?
Sacha Baron Cohen’in mizah anlayışı her zaman provokatif olmuştur. Ancak burada yaptığı şey, kadınların üstün olduğu bir dünya tasarlayıp erkekleri aşağılamak değil. Tam tersine, toplumsal rollerin ne kadar yapay olduğunu göstermek. Film boyunca erkek karakterlerin maruz kaldığı bazı durumlar seyirciye komik gelirken birkaç dakika sonra rahatsız etmeye başlıyor. Çünkü izlediğimiz şey aslında kadınların yıllardır yaşadığı deneyimlerin ters çevrilmiş hali.
Bu noktada filmin en büyük risklerinden biri misandriye, yani erkek düşmanlığına savrulmak olabilirdi. Neyse ki büyük ölçüde bu tuzağa düşmüyor. Erkekleri doğaları gereği problemli varlıklar olarak sunmuyor. Sorunun erkekler değil, erkekliği belirli kalıplar içine sıkıştıran toplumsal düzen olduğunu hatırlatıyor. Filmde küçümsenen şey erkek olmak değil, gücü sorgulanamaz kabul eden zihniyet.
Zaten feminizmin özü de hiçbir zaman kadınların erkeklere üstünlüğünü savunmak olmadı. En azından ciddi ve entelektüel feminizm için mesele her zaman eşitlikti. Ladies First bunu zaman zaman kaba mizahın arkasına saklasa da özünde aynı soruyu soruyor: Eğer bu davranışları kadınlara yönelttiğimizde normal kabul ediyorsak, erkeklere yönelttiğimizde neden rahatsız oluyoruz?
Filmin eksikleri yok mu? Elbette var. Bazı sahnelerde mesajın mizahın önüne geçtiği hissediliyor. Karakterler zaman zaman insan olmaktan çıkıp birer fikir taşıyıcısına dönüşüyor. Hikâyenin bazı bölümleri seyirciyi düşündürmek yerine ona ne düşünmesi gerektiğini söylüyor. Oysa iyi hiciv, cevabı vermekten çok soruyu zihne yerleştiren hicivdir.
Yine de filmin en önemli başarısı, kadın meselesini mağduriyet yarışına çevirmeden anlatabilmesi. Çünkü kadınların eşitlik talebi, erkeklerin hayatını zorlaştırmak için ortaya çıkmış bir talep değildir. Tam tersine, herkesin daha özgür yaşayabileceği bir toplumsal düzen arayışıdır. Erkeklerin sürekli güçlü olmak zorunda hissetmediği, kadınların sürekli kendilerini kanıtlamak zorunda bırakılmadığı bir düzen.
Ladies First tam da bu nedenle sadece kadınlar için çekilmiş bir film değil. Erkeklerin de kendileri hakkında düşünmesini sağlayan bir film. Bazen iyi bir eleştiri, bağırarak değil, aynayı ters çevirerek yapılır. Sacha Baron Cohen burada tam olarak bunu yapıyor.
Filmin sonunda akılda kalan soru şu oluyor: Sorun gerçekten kadınlar ve erkekler arasındaki mücadele mi, yoksa hepimize farklı roller dağıtan ve o rollerden çıkmamıza izin vermeyen sistem mi?
Belki de kadınlar önce değil, insanlık biraz daha önce gelmeli.




Yorumlar